Temmuz 10th 2010 | Yazan
Dolunay
Kazandibi Tarifi
Sütü kaynatın, pirinç ununu az suyla karıştırıp şekerle beraber süte ekleyin ve karıştırarak pişirin. Kullanacağınız tepsiyi az yağlayıp pudra şekeri serpin, karışımı bu tepsiye dökün. Altının kahverengi olması için tepsiyi ocak üzerinde döndürerek muhallebiyi kızartın. Kullandığınız tepsi büyüklüğündeki başka bir tepsiyi soğuk su ile doldurmuş olun; kızaran muhallebi tepsisini buna batırın. Kazandibi tepsiden kolayca sıyrılacaktır. Soğuduğu vakit tatlıyı karelere bölün, spatula kullanarak kaldırın tabağa katlayarak yerleştirin. Böylece kazan dibinin yanık kısmı da üstte olacak.
Başka bir Kazan dibi Tarifi
Malzemeler :
• 1 su bardağı şeker
• 1 litre süt
• 5 çorba kaşığı pirinç unu
• 1 çorba kaşığı margarin
Yapılışı:
Bir tencereye pirinç ununu koyup kısık ateşte hafif sararıncaya kadar kavurun. Daha sonra tencereye sütü ve şekeri ilave edin ve karıştırarak, kaynayıp göz göz olana kadar pişirin.Bir tepsiyi yağlayıp pudra şekeri serpin. Tepsiyi un eler gibi sallayarak, pudra şekerini tepsinin her tarafına yayın. Üzerine pişirdiğiniz tatlıyı döküp soğumaya bırakın. Daha sonra ocağın üstünde çevire çevire altını kızartın. Soğuduktan sonra dilimleyip, kızarmış kısmı üste gelecek şekilde servis tabağına alın.
Temmuz 10th 2010 | Yazan
Dolunay
Malzemeler:
2. Çay fincanı haşlanmış kuru fasülye
4 tane yumurta
1,5 Çay fincanı tozşeker
3 yemek k. pirinç unu
1 p. vanilya
1 p. kabartma tozu
1 kase ceviz
Sosu için:
1 su b. süt
2 yemek k. kakao
3 yemek k.. tozşeker
1 tatlı k. mısır nişatası
üzeri için:
Bir paket toz şanti
Bir çay bardağı süt
Hazırlanışı:
Karıştırma kabına yumurtaları kıralım, şekeri ilave edip cırpıçı ile karıştıralım, üzerine fasulye püresi, pirinç unu, ceviz, kabartma tozu ve vanilyayı ekleyip karıştıralım. Çembere(yuvarlak)boşaltalım 170 derecelik ısıda pişirelim.
Biz bu arada sosu hazırlayalım bunun için, tavaya sütü alalım. Üzerine kako, şeker, nişasta ilave ederek bir sos elde edelim(benmari usulü)
Pişen kekin üzerine hazırladığımız sosu dökelim her ikiside ılık olmalı. Bir süre dinlendirelim.
Krem şantiyi hazırlayıp, üzerini süsleyelim. İçine sevginizi katmayı unutmayınız. Afiyet olsun.
Temmuz 8th 2010 | Yazan
Dolunay
Bekleyen
Sen kaçan ürkek bir ceylansın dağda
ben peşine düşmüş bir canavarım.
istersen dünyayı çağır imdada
sen varsın dünyada birde ben varım
seni korkutacak geçtiğin yollar
arkandan gelecek hep ayak sesim
sarıp vücudunu belirsiz kollar
enseni yakacak ateş nefesim
kimsesiz odanda kış geceleri
için ürperdiği demler beni an
deki odur sarsan pencereleri;
deki rüzgar değil odur haykıran
göğsümden havaya kattığım zehir
solduracak bir gül gibi ömrünü
kaçıp dolaşsan da sen şehir şehir
bana kalacaksın yine son günü
ölürsün kapanır yollar geriye
ben mezarla sırdaş olur beklerim
varılmaz hayale işaret diye
toprağında bir taş olur beklerim
Necip Fazıl Kısakürek
Temmuz 8th 2010 | Yazan
Dolunay
Anneciğim
Ak saçlı başını alıp eline,
Kara hülyalara dal anneciğim!
O titrek kalbini bahtın yeline,
Bir ince tüy gibi sal anneciğim!
Sanma bir gün geçer bu karanlıklar,
Gecenin ardında yine gece var;
Çocuklar hıçkırır, anneler ağlar,
Yaşlı gözlerinle kal anneciğim!
Gözlerinde aksi bir derin hiçin,
Kanadın yayılmış, çırpınmak için;
Bu kış yolculuk var, diyorsa için,
Beni de beraber al anneciğim!…
(1926)
Necip Fazıl Kısakürek
Temmuz 8th 2010 | Yazan
Dolunay
Başım köpük köpük bulut,
içim dışım deniz,
ben bir ceviz ağacıyım Gülhane parkında,
budak budak, serham serham ihtiyar bir ceviz.
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.
Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane parkında,
Yapraklarım suda balık gibi kıvıl kıvıl.
Yapraklarım ipek mendil gibi tiril tiril.
Koparıver, gözlerinin, gülüm, yaşını sil
Yapraklarım ellerimdir tam yüz bin elim var,
Yüz bin elle dokunurum sana, Istanbul’a.
Yapraklarım gözlerimdir.Şaşarak bakarım.
Yüz bin gözle seyrederim seni, Istanbul’u.
Yüz bin yürek gibi çarpar, çarpar yapraklarım.
Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane parkında,
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında
NAZIM HİKMET
Temmuz 8th 2010 | Yazan
Dolunay
Belki ben
o günden
çok daha evvel,
köprü başında sallanarak
bir sabah vakti gölgemi asfalta salacağım.
Belki ben
o günden
çok daha sonra ,
matruş çenemde ak bir sakalın izi
sağ kalacağım…
Ve ben
o günden
çok daha sonra:
sağ kalırsam eğer,
şehrin meydan kenarlarında yaslanıp
duvarlara
son kavgadan benim gibi sağ kalan
ihtiyarlara,
bayram akşamlarında keman
çalacağım…
Etrafta mükemmel bir gecenin
ışıklı kaldırımları
Ve yeni şarkılar söyleyen
yeni insanların
adımları…
NAZIM HİKMET
Temmuz 8th 2010 | Yazan
Dolunay

Git
şimdi gidiyorsun
git
oysa senden tek bir damla istemiştim
sana kocaman bir deniz sunmak için
şimdi gidiyorsun
git
ne zaman başladı bu hikaye
anımsamak zor
gençtim
hazırda fırtınalarım vardı dört nala sevdalarım
komazdı öyle üç-beş nöbetleri
geceler içimi acıtmazdı böyle
bir insan bu kadar eksilebilir mi
hatırlarsan sesine uyku kaçmış bir adamvardı
bu şehrin biryerlerinde
düşler ormanının gece bekçisi derdin sen ona
gözlerinde gizledi o seni sen bilmedin
o adam bendim unuttun mu
bak sevdiğin adam gülmeyi bile unuttu
seni unutamadı
işin kolayına kaçmadım
uğruna ölmedim yani
uğruna ölünecek sandığım biri için yaşadım hep
sen bunu da bilmedin
ben bir bakışına bin anlam yükledim
sen aşka kestirmeden gittin
bir hayatın özetini bırakıp avuçlarıma
şimdi gidiyorsun
git
bana karanlığın ne demek olduğunu öğretmeden
bütün ışıklarımı söndürüyorsun
bu cehennem cinayetlerini işliyorsun
sonra bunlara intihar süsü veriyorsun
yazıklar olsun yazıklar olsun
susuyorsun susuyorum susayacaklarım bitmiyor
hani sen sevdiğini
yarı yolda bırakacak kadar yüreksiz değildin
düşmemeyi öğretecektin nerdesin nerdesin
uzun lafın kısası yoktur
anlatacağım çok şey var
hoyrat bir rüzgar gibi geldin
aklımı hayatımı dağıttın
şimdi gidiyorsun
git
daha ayrılığa bile çarpmadan
aşk bize döndü
bir yılan gibi soktun koynuma kimsesiz geceleri
artık ölüm sana dokunamamaktan kötü değil
ama sana dokunmak da yasak bana
göz çukurlarımdaki karanlık bunu anlatır
sen var ya sen
allah kahretsin
yani şimdi
gözleri sana benzeyen bir kızım olmayacak mı
yani şimdi başkaları mı sevecek seni
ben saçlarını okşadığım zaman
ellerin öksüz kalırdı
şimdi gidiyorsun git
Kahraman Tazeoğlu
Temmuz 8th 2010 | Yazan
Dolunay
Gösterim tarihi: 19 Mart 2010
Filmizle puanı: 3.8/10
Yapım: 2010
Oyuncular: Mine Kılıç (Büşra), Tayanç Ayaydın (Yaman), Çiğdem Batur, Coşku Cem Akkaya
Tür: Dram, Romantik, Aile
Senaryo: Bahadır Boysal, Alper Çağlar
Yönetmen: Alper Çağlar
Varlıklı bir ailenin türbanlı kızı olan Büşra hayata yeni atılan üniversiteden mezun olmuş kızdır. Modern ve progresif arzuları olan yetiştirilme tarzının ve alışkın olduğu değerler kendi içinde çelişki halindedir. Agresif romanlarıyla tanınan köşe yazarı Yaman Nihilist liberal bir gazetecidir. Dışardan içe dönük bir yapısı varmış gibi gözüksede dobra ve pervasız konuşan biridir. İstemediği şeylerin yapılması halinde bulunduğu yerin diplomatik üslubuna aldırmadan ağzına geleni söyleyen ve kaybedeceklerini umursamayan, kişisel yeneteği ve aklı sayesinde meydana getirdiği krizlerin yol açabileceği problemleri aşma gücüne sahiptir. Yaman ve Büşra tüm engellere ve ideolojik farklılıklara rağmen önüne geçemedikleri çekim kuvvetine kapılarak aşık olurlar: İnsanların siyasi veya vicdani görüşlerine göre değil, özlerinde yer alan benzerliklere göre değer kazandığı naif bir aşk…